Cuma, Mart 24, 2006

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm……

Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır
örttüğü,
korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin
vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim.
Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların
insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri
dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum.
Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi.
Sevişirken sözlük kullanıyordum hala.
Ama, seni seviyordum.
Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da,
uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey.
Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su
damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali
kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına.Gülümsedim.
Kimdin sen ? Ne istiyordun? Tanımadığım biri.
Hatıralarımı darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir
Beden mi? Usulca uzandım,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm……

Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım.
Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar.
Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar
diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum
sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait
sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık.
Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni
seyrederken. Pişmansın.
Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde
olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben? diye
haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden,
sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni
de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyordun aslında
Korkma lütfen

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Çocukluğumdan söz etmek isterdim sana oysa
ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar
yıl sürerdi konuşmam. Çay pişirirdik.
Çaydanlığa su yerine votka bile koyardık sen dilersen.
Sonra da sen anlatırdın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları,
sevdiğin canlıları, sevdiğin her şeyi…
hep sevdiğin şeylerden konu açardın. Ben hiç sıkılmazdım inan ki
Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken
keşfettim sıkılmamanın azametini.
Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır.
Hacimler açardım sana içimde, dolman için, oraya akman
için. Hacimler açsaydın bana; çağlayarak gelirdim.
Endişelenmen gereksiz,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.


Olması gerektiği kadar fedakar biriydim aslında; daha fazlasını umma
açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim vardı.
Başkalaşmaya çalışıyordum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek,
hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilseydik, sorun kalmayacakmış gibiydi sanki.
Anlaşılmak istiyordum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken
aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge
kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin
olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte
dans edebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması
gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi
gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil,
yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu
gibi.doğal ve ciddi.
Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü
Yan yanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak
sokuluyordum sana. Masallarla geliyordum. Efsanelerle geliyordum.
Herhangi bir insanın birikimiyle geliyordum aslında. Art niyetsizdim.
İnan,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu
soru
halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba?
Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları,
karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma.
Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık:
Ortadaydım işte! Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin
yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı
yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi
dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.


İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir.
Kızmamalısın.
Darılmamalısın eğer bir aşk varsa arada. Sevgi, hoşgörü
takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması,
bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve
güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım?
Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt
olmayı? Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca
çirkefi, zorluğu, belayı?. Dünyanın
en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün,
yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında
birine hayranlık beslemek? !

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu,
biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan
birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla,
onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da
sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe
her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum.
Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/
birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan
alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir
sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza.
İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim
aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz
var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim
sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle
çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla,
erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın
planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta
aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı.
“Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz
tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor
adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok,
kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir.
Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak!
Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu
hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır
da.

Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için
uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum.
Aynı otobandaydık ve
birimiz birimizin yanından geçip gitti.
Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı!
Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik;
bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum.
Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! .
Yüzüme öyle bakma nefretle,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça
rahatlayacağını,herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun.
Öylemi?...
Kimbilir, doğrudur belki de!
Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut
verebilirim ki zaten?
Romantizmin tehlikesi büyük!
Romantizmin esrarı büyüleyici!
Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim;
maceramız uzundu çünkü.
Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar
mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi.
Özveri denebilir buna.
Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara
ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki
kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben,
çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor,
ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . Sakın ha üstüne
alınma,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Seni kaybettim. Bunu biliyorum.
Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum.
Ortadaydı.
Bedel ve kefalet ortadaydı..
Uzun zaman senin hakkında bir tek satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? !
Sana ait olanları
içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla
ağlıyorum.
Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla,
sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,
Bu da aşk işte! Bu da entrika
aşkın getirdiği dalaveralarla kendine
kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? !
peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? !,


Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.


Bunlar da geçecek şüphesiz.
Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki..
bir küsme,bir burulma biçimiyle gidişinin ardından
şehrin gri cephelerine fevkalade
ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının
unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki..
Yaralandım.
Bütün noktalarımdaki
nöbetçiler de yaralandı.
Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta
yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahane göremiyorum
arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde.
Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri.
Ama bilemiyorum
yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk
sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına
olan saplantılı aşkını sevdim.
az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini,
serseri mayın gibi patlamalarını,
yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran
utangaç hasret pozlarını sevdim.
Dokunamadım sana. Parmakuçlarım neşterdi çünkü.
Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken


Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.


BuRÇiN TaRKaN ŞeNGöNüL ...

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home